Türkiye'de Gençlerin Yatırıma Bakışı

Pandemi ve ardından gelen küresel ekonomik sıkıntıların getirdiği finansal dalgalanmalar sadece belli bir kesimin değil neredeyse herkesin gelecek konusunda endişe duymasına sebep oldu. Deneyim ekonomisinden, geleceği finansal olarak güvene almak üzere yatırım ekonomisine doğru olan geçişler finansal bilgilerinin azlığına rağmen gençlerde kendisini daha çok gösteriyor. Özellikle teknoloji ile ortaya çıkan kripto paralar, NFT, sanal arsa gibi yeni yatırım fırsatları ve paylaşımlı ürün/hizmet kullanımı, dakikalık araç kiralama, abonelik modelli hizmetler gibi ortaya çıkan yeni iş modelleri adaptasyonun gençler arasında daha yaygın olduğunu görüyoruz. Şu zamanların en popüler sorusu ise “Şu anda neye yatırım yapmalı?” 

Twentify ve Hürriyet Pazar olarak  Bounty mobil araştırma platformu üzerinden yaptığımız araştırmada ABC1C2DE SES grupları dahil 750 kişinin katılımıyla gençlerin yatırıma bakışını inceledik.

Blog'a Geri Dönün

Değişen Jenerasyonu Temsili bir Kariyer İçgörüsü

İyi bir fikri olup, bu fikri destekleyen iyi bir ürün yaratıp bir startup kuranların başarı hikayelerine son yıllarda hem global hem de lokal ölçütte oldukça aşinayız. Fakat artık bahsedilmesi gereken bir başka konu da şirket kurmak veya üçüncü dalga kahve dükkanı açmakla ilgilenmeyen genç iş gücünün mevcut kariyer yoluna alternatif aramaya başlamış olması.

Bundan 6 yıl kadar önce henüz üniversitede okurken part-time olarak çalıştığım Intel’in Amerika’daki yatırım iştirakı olan Intel Capital’den Istanbul ofisine yeni bir bölge direktörü geldiğinde ofiste gençler arasında çok belirgin bir heyecan oluşmuştu. Senelerce Amerika’da teknoloji startuplarıyla çalışmış bir Türk olan Barış Aksoy bizim Türkiye’de o zamanlar çok alışık olmadığımız bir iş kavramını temsil ettiğinden, bizim için tam bir merak unsuruydu. Bir yandan mezun olmaya çalışırken, bir yandan da kurumsal şirketlerle mülakat yarışı yaptığımız bir dönemde startup kavramı bilinmezlerle dolu bir dünyayı temsil ediyordu. Bir öğlen bizi yemeğe çıkardığında Amerika’daki startup furyası ve buradaki gözlemlerini sorduğumuzda söylediği bir kaç şey o zamandan beri aklımda. Cümleleri tam hatırlamamakla beraber özeti şuydu:

Bu kadar gençken, hayatınızda kendinizden başka sorumluluğunuzun olmadığı 20’li yaşlarınızdayken yeni bir şeyler denemek yerine kurumsal hayata bu kadar hızlı kapılıp gitmenize gerçekten çok şaşırıyorum.

ecem_cover

Mezun olduktan sonra ben de o kurumsal furyanın içerisine jet hızıyla girdim. Çünkü üniversite hayatım boyunca çevremden gördüğüm buydu. Çünkü güvenilirliği en çok sayıda birey tarafından kanıtlanmış yoldu. Çünkü risksizdi, neyle karşılaşacağımı az çok tahmin edebiliyordum. İyi çalışırsam kariyer yolumda bana sunulacakları kestirebiliyordum. Ve bir baby boomer tarafından yetiştirilmiş olmak ne olursa olsun sizde karar alırken daha temkinli davranmayı tetikliyor. Günün sonunda part time dönemini de hesaba katarsak farklı sektörlerde tam 5 yıl boyunca kurumsal şirketlerde pazarlamacı olarak çalıştım. Benzer zamanlarda ise benimle aynı yaşta, aynı okullardan mezun 3 genç, Twentify isimli bir startup kurup, “crowdsourced” veriyi kullanarak geleneksel yöntemleri yerinden edecek bir mobil içgörü platformu yaratmaya odaklanmıştı bile. Yepyeni bir şey deneme cesareti olan bu ekibin fikirlerini 4 yılda Türkiye’nin öncü teknolojik çözümlerinden biri haline getirmeleri, kurumsal hayatımı geride bırakıp yeni bir şey denemek için bana yeterince ilham vermiş oldu. Ben onlar gibi kendi şirketimi kurmadım, fakat bir startup'ta çalışmaya karar vererek onların macerasına ortak oldum.

 

Bu karar aşamasına gelişimde de, mühendislik okumuş biri olarak iş yaparken genelde tüm odağımın problem çözme üzerine olduğunu düşünerek, iş hayatımla ilgili çözmem gereken bir problem olduğunu kabul edip buna yoğunlaştım. Problemi oluşturan elementler ise aşağıda sıraladığım gibi birden fazla; bir çoğunun kaynağı ise iş hayatındaki jenerasyon değişimine büyük şirketlerin yeterince adapte olamaması. 

İşteki dar inisiyatif alanı

Bir pazarlamacı olarak pazara bir ürün veya fikir sunarken hazırlık aşamasında emin olunması gereken ilk şeylerden biri kime konuşacağın, ikincisi ise nasıl konuşacağındır. Segmentasyon, ile doğru içgörüyü yakalamak ve müşterinin ihtiyacını, arzusunu anlamak için klasik yöntemlerle harcanan zaman ve parayı düşünürsek, şirketlerin aynı eforun yüzde birini bile çalışanlarını anlamaya harcamaması, benim içinde bulunduğum mutsuzluğu özetleyebilecek ilk şey. Milenyumların 80%'i kariyerini kendi karar ve inisiyatifleriyle belirlemesi gerektiğini düşünürken, daha da ötesi, artık üniversiteden mezun olup iş hayatına başlayan bir Z jenerasyonu var hayatımızda, ve istedikleri konusunda şu an şirketlerin çoğunluğunu oluşturan önceki jenerasyonlardan çok daha net ve bireyseller.

Benim yaşadığım sorun da buna benzer olarak, yaptığım işin üstlerim tarafından çok sınırlandırılmış olması, yani çoğunlukla problem çözmekten çok onların soru ve isteklerine cevap vermek üzerine kurulmuş bir yapıda işlemesi ve genel karar mekanizmasındaki dar oyun alanım. Twentify’a gelirkenki motivasyonlarımdan biri daha ufak fakat dinamik bir ekiple, daha yatay bir hiyerarşide, büyüme yolunda inisiyatif alma özgürlüğünü bulmak oldu. Benden sonraki jenerasyonlar için ise bu artık ön koşul ve şirketlerin de bunun farkına varması gerek.

 

Esnemeyen düzen

Şirketlerdeki ana stratejilerin tamamı bir süredir mobil üzerine kurulmuş durumda. Pazarlanan ürün fiziksel bile olsa, ana iletişim kanalı artık mobil, evdeki sabit duran televizyonlarımız değil. Peki herkes ceplerinde taşıdıkları ekranlar vasıtasıyla markalar tarafından her an her yerde konuşulabilir durumdayken, biz çalışanlar neden mobil olamıyoruz? Günün sonunda hepimiz her geçen gün daha fazla işin elimizdeki ekranlar vasıtasıyla hallolabildiğini savunurken, ürünlerimizi bunun çevresinde geliştirirken, karlılığımızı arttırmak için bütçelerimizi daha akıllı kullanarak sırtımızı mobile dayarken, çalışanlarımızın da işlerini her an her yerden yapabileceklerine neden güvenemiyoruz?

Benden daha bile genç jenerasyonlar adına da konuşacak olursam, dünyaya karşı duyulan merak ve keşfetme dürtüsü artık ofislerde belirlenmiş saatleri doldurmaya karşı büyük bir engel oluşturuyor, hatta Y Kuşağının %85'i mobil çalışmayı ofislere tercih ettiğini dile getiriyor. Twentify gibi startuplar yeni jenerasyon çalışma tarzını kültürüne iyi entegre etmiş yapılar. Günün sonunda çalışanlarında bağlılık yaratmayı başarabilmek, işin kalitesini de doğrudan etkileyen bir unsur. Bir çok şirket de bunun farkına varmaya başladı ve mobil çalışma imkanı, esnek çalışma saatleri gibi aksiyonlarla çalışma düzenini çalışan lehinde esnetmeye başladı ve önümüzdeki günlerde giderek daha da yayılacak diye düşünüyorum.

586752070.jpg

Heyecansız ekipler

Kurumsal bir şirketin, orada uzun zaman geçirdikten sonra sizden alıp götürdüğü belki de ilk şey ürüne, sektöre, daha doğrusu dip toplamda işinize duyduğunuz heyecan. 27 yaşımda kendimi bu kadar heyecansız bir pozisyonda bulduğumda, aslında bulunduğum çevrenin bunda ne kadar çok etkisi olduğunu da fark ettim. Bir yerde çok uzun süre bulunmak, oraya karşı sizi hissizleştirebilir, daha da fenası işinize karşı körleştirebilir ve performansınızı düşürebilir. Ekipler arası ortak çalışmanın bu kadar önemli olduğu kurumsal şirketlerde ise bu genel hissizlik, yeni jenerasyonun asıl aradığı şey olan yaratma, keşfetme, öğrenme heyecanını bastırarak, iyi olduğu şeyde parlayamamasına sebebiyet veriyor. Startuplar gibi ufak ekiplerde ortak hedefe koşma heyecanı daha belirgin hissedilirken, asıl zor mevzu kurumsal şirketler gibi dev yapılar içinde bunun sönmesini engellemek. Benim Twentify’a geçiş kararımdaki yine ana sebeplerden birisi de eski dünyaya ait eski uygulamaları kaldırıp yerine mobilden güç alan bir içgörü platformu yaratmak için aynı heyecanı paylaşan bir ekip görmekti.

1-01-1.jpg

Bu ve bunun gibi bir çok sebebi göz önünde bulundurarak aslında problemimi daha yakından inceleyip, daha iyi anlayıp, kendi hayatımda bunları iyileştirmek adına aksiyonlarımı daha iyi belirledim. Problem çözmedeki doğru tespit aşamasına olan inancım, Twentify’ın ürünleriyle şirketlere tam olarak bunu sunuyor olduğunu düşününce, iyi bir karar verdiğimden emin oldum. Mobil içgörü üzerine kurulmuş bir teknolojiyi, genç, esnek, inisiyatif alan ve en önemlisi heyecanlı bir ekiple gerçekleştirmek isteyen bir yere geldiğimi şimdiden hissettiriyor.

 

PS: Bu yazıda yaptığım tespitler bir eleştiri ya da övgüden ziyade, büyük şirketler için yeni jenerasyonu temsil eden bir çalışan içgörüsü niteliğinde değerlendirilirse asıl amacına ulaşmış olacaktır.

 

Ecem Korkmaz
YAZAR HAKKINDA | Ecem Korkmaz
Marketer with 4+ years of corporate experience as an ex-Turkcell. Ecem joined Twentify in the beginning of 2018 as Growth Marketing Manager focusing on current customers.
Son Yazılar

Türkiye'de Gençlerin Yatırıma Bakışı

Pandemi ve ardından gelen küresel ekonomik sıkıntıların getirdiği finansal dalgalanmalar sadece belli bir kesimin değil neredeyse herkesin gelecek kon...

Devamını Oku

Pandeminin Güvene Etkisi

Bol karlı bir Mart ayının ardından, nihayet baharın geldiğini hissetmeye başladık.Uzun süredir bütün dünya, hayatlarımızı etkileyen büyük olaylara şah...

Devamını Oku

Dijital Türkiye

Her sene olduğu gibi, We Are Social ve Hootsuite, yılın DIGITAL raporunu yayınladı. DIGITAL raporu, her sene hem dijital medyanın ülkelere göre durumu...

Devamını Oku

Kadın Hakları ve Kadının Toplumdaki Yeri

​International Women’s Days (IWD) bu yılın resmi temasını “Ön Yargıyı Yıkın” olarak belirledi. Yaşanılan coğrafya ve eğitim seviyesine göre bazı fikir...

Devamını Oku